İlk Aşk

Babası kızının ilk aşkıdır her zaman

Babası kızının ilk aşkıdır her zaman

Ne güzeldir babasının kızı olmak, ne harika bir duygudur. Sırtının dağlar kadar sağlam bildiği babasına yaslandığını bilerek yaşamak ve bunun keyfini çıkararak mutlu, huzurlu ve güvende olduğunu bilmek. Nasıl bir güvendir ki o benim babam en iyisini bilir, en iyisini yapar diye içten içe gururlanarak gezmek

Babalar kızlarının ilk aşkıdır her zaman. Gözünü açtığında ilk karşı cins olarak onu görmüştür ve onu tanımıştır. Kız çocuğunun babası ile kurduğu ilişki beklenti, hayranlık, sevgi yüklü bir ilişkidir ve bu ilişki kızının hayat boyu tüm seçimlerini etkiler. Hayatları boyunca bir baba figürü aramışlardır kendi erkeklerinde. Şefkat aramaları, sevgi ihtiyacında olmaları belki de bu yüzdendir. Saçlarına uzanan bir el sevgi emaresidir hep.
Baba kız arasındaki aşk başka bir şeydir, farklı bir duygudur, özeldir. Kız babası ilk aşık olunan ve ilk kalbi kırılan erkektir. Kızları onların prensesidir. Kaç yaşına gelmiş olursa olsun korurlar, gözetirler, kızlarına bir zarar gelecek diye korkarlar. Gözünden bir damla yaş akmasın diye çabalarlar.
Bağlılığını da gösteremez utanırlar, fazla öpemez, kucaklayamazlar, çünkü onlara öyle öğretilmiştir. Kaya gibi dik, güçlü, asla eğilmeyen biri olmalıdır erkekler. Kızları uyurken odalarına gizli gizli gidip hayranlıkla seyrederler canlarını. Uzun uzun bakarlar yüzlerine. Bir kere daha hayran olurlar o muhteşem güzelliğe. Gözyaşlarını saklarlar herkesten, duygularını gizlerler çünkü erkekler ağlamaz demişlerdir. Hiç bir şeye ağlamamayı öğretilmiş babalar sadece kızları evinden giderken ağlarlar doya doya. Kimselere kıyıpta veremezler kızlarını, emanet edemezler.
Bakmayın böyle yazdığıma, ben bilmiyorum bu duygunun nasıl olduğunu. Böyle olduğunu duyuyorum etrafımdaki baba kız ilişkilerinden, böyle okuyorum şiirlerden, hikâyelerden. Ben babasız büyümeyi ve bununla baş edebilmeyi çok uzun zaman önce öğrendim. Ama nasıl öğrendim bir tek ben bilirim. Nasıl bir boşluk duygusuydu, nasıl bir eksiklikti anlatılmaz, tarif edilemez.
Bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şey babasının varken yok olmasıdır kanımca. Ben çok küçükken gitti babam. Tanrı onu benden daha çok seviyormuş demek ki. Ne o bana doyabilmişti, ne ben ona. Çok zor hatırlıyorum. O kadar küçüktüm ki ne olduğunu bile anlamamıştım. Sevgili babam varken birden bire yok olmuştu. Ben ölüm nedir bilmiyordum ki. O dehşet duyguyu hep içimde hissettim ben büyürken. Şımaramadım, sebepsizce kaprislerim olmadı hiç, hatta isyan duygularıyla boğuştum, vurgun yarası aldım.
Hep onu mu aradım yaşamım boyunca, bir baba şefkati mi bulmak istemiştim? Beni sevecek, şımartacak, omuzlarında gezdirecek, şımarıklıklarımı eğer varsa kaprislerimi hoş görecek, sırtımı büyük bir güvenle dayayabileceğim, omzunda ağlayabileceğim bir erkek, bir baba mı olmalıydı hayatımda.
Belki mutlu oldum ama yaşamımda eksik bir yanım oldu hep. Böyle dik başlı, mağrur, ayakları sağlam basabilen bir kişi olmam belki de babasız büyümemden dolayıdır bilmem. Hep sorumluluk alabilen, kendi başına bir şeyler yapabilen, arkasındakileri düşünen, kimseden bir şey beklemeyen, kimseye eyvallah etmeyen ama hep mesafeli ama hep duvarları olan, duvarlarını kimselere açmayan ama o duvarları yıkıp ta içine girebilen insanlara büyük sevgi besleyen, asla unutmayan bir insan olmam belki de bu yüzdendir kimbilir.
Bir kız çocuğu için ne kadar önemliymiş baba figürü bunu benim kadar kimse bilemez. Hala boğazıma bir yumruk tıkanır nefes alamam düşününce. O kadar yıl geçti aradan, büyüdüm, yaşlandım, nerde bir baba kız elele görsem içim cız ediyor hala.
Hala…
Şükran Demirtaş

admin hakkında

Ziraat Yüksek Mühendisi

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir